Tabii önce Mi'rac hakkında bilgi vermek lâzım. Dinleyicilerin seviyesi farklıdır. İslâm'ı çok derinden yakından bilenler olduğu gibi, İslâm'a muhabbet edip bilgisi az olan insanlar, yeni yeni bilgilenen gençler olabilir, hanımlar olabilir...
Biliyorsunuz İsrâ ve Mi'rac, iki kelime... Peygamber SAS Efendimiz'e, Arabî aylardan Receb ayının 26'sını 27'sine bağlayan bir mübarek gecede, hicretten üç yıl önce, Mekke-i Mükerreme'de Allah-u Teàlâ Hazretleri nasib buyurmuş. Mekke-i Mükerreme'den, Mescid-i Aksà'ya kadar bir yeryüzü yolculuğu, buna İsrâ deniliyor. Ondan sonra da Kuds-ü Şerif'ten yedi kat semâyı, Sidretül-Müntehâ'yı geçip, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne kavuşup, Allah-u Teàlâ Hazretleri'yle mülâkî olup, ondan emirler alması, Allah'la buluşması olayı; buna da Mi'rac deniliyor.
Yâni, iki türlü olay var, iki bölümlü olay var... Birisi İsrâ; Peygamber Efendimiz'in hicretinden üç yıl önce yaşamakta olduğu Mekke-i Mükerreme'den Receb ayının 26'sını 27'sine bağlayan gece Kuds-ü Şerif'e varması... İkincisi Mi'rac; Kuds-ü Şerif'ten de semâvâtı geçerek, Sidretül-Müntehâ'yı geçerek Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin huzuruna varması, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin kendisine nice ikramlar ve iltifatlarda bulunması...
İsrâ Arapça'da geceleyin yolculuk yapmak demek. Arabistan gündüzleri çok güneşli, çok sıcak, tahammül edilmeyecek, tahammül fersâ, meşakkatli olduğu için, Araplar umûmiyetle yolculuklarında geceleri değerlendirirlerdi, geceleyin yola çıkarlardı. Ay olsun olmasın, gece yolculuğu güzel olurdu, serin olurdu. Kervanlar, yolcular gündüzleri dinlenir, geceleyin varacakları yere giderlerdi. Gece yolculuğuna isrâ deniliyor; isrâ - yüsrî - isrâen, gece yolculuk yapmak mânâsına gelen bir kelime. Arapların sevdiği bir yolculuk zamanı gece... Peygamber SAS Efendimiz, Mescid-i Haram'dan, yâni Kâbe'nin etrâfını teşkil eden mübarek mahalden, mescidden, Mescid-i Aksâ'ya o gece gitti.
Ordan sonra da göklere çıkması olayına Mi'rac deniliyor. Mi'rac da kelime olarak urûc, yükselmek kelimesinden çıkmış olan bir tâbir, o da ismi alet sigasıyla... Meselâ; feteha, açmak kökünden miftah, açma aleti, yâni anahtar mânâsına geliyorsa; Mi'rac da uruc, yükselmek mânâsından, yükselmeye yarayan vasıta, alet, yâni merdiven veya bazıları da yakıştırıyorlar asansör diyorlar. Tabii o zaman asansör yoktu, sonradan o da yükselme, yüksek katlara çıkma vasıtası olarak kullanıldı. Araplar mes'ad diyorlar, yâni suud, sadla kullanılan bir kelime... Evet Mi'rac merdiven gibi bir şey ama süratle çıkılıyor.
Peygamber Efendimiz İsrâ eylemiş, ondan sonra urûc eylemiş semâlara; hadis-i şeriflerde urice bî diye geçer: "Ben çıkartıldım, göklere yükseltildim." mânâsı ile... İsrâ kısmı, Peygamber Efendimiz'in Mekke-i Mükerreme'den, Medine-i Münevvere'ye varması kısmı Kur'an-ı Kerim'de İsrâ Sûresi diye bir sûre var, 15. cüz başı; orada açıkça geçiyor. Allah-u Teàlâ Hazretleri:
(Sübhànellezî esrâ biabdihî leylen minel-mescidil-harâmi ilel-mescidil-aksallezî bâreknâ havlehû linüriyehû min âyâtinâ, innehû hüves-semîul-basîr) Âyet-i kerimesinde açıkça bunu beyan ediyor.
(Sübhànellezî) diye başlıyor, yâni: "Her türlü noksandan münezzehtir, her türlü kemâlâtın sahibidir, kudretin sahibidir o Allah ki, (esrâ biabdihî) kulunu seyahat ettirdi, (leylen) geceleyin..." Gece olduğunu bundan anlıyoruz. Allah'ın bir yerden bir yere gece yolculuğu yaptırdığını anlıyoruz, âyet-i kerimenin ifadeleri açık: (Leylen) "Geceleyin, (minel-mescidil-harâm) el-Mescidil-Haram'dan... Yâni ortasında Kâbe bulunan, Mekke'deki o mübarek mescidden, (ilel-mescidil aksâ) el-Mescidül-Aksâ'ya bir gecede götüren, kulunu seyahat ettiren..."
Neden?.. (Linüriyehû min âyâtinâ) "Nice nice ayetlerimizden bazılarını, delillerimizden, mucizevî manzaralardan, temâşâlardan bir kısmını müşahade etsin, gözüyle görsün, temâşâ eylesin diye..." Yâni, "Mübarek kulu Muhammed-i Mustafâ'sını götüren Allah-u Teàlâ Hazretleri ne kudret sahibidir, şanı ne kadar yücedir, ne kadar hayran kalınacak, hayret edilecek kudreti vardır!" demek. Sübhanellezî bunu ifâde ediyor.
Allah-u Teàlâ Hazretleri, böyle bir takım olağanüstü olayları, yerleri, bilgileri, sahneleri müşahede etsin diye, Rasûlünü Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürdüğünü bu âyet-i kerimede bildiriyor.
Tabii insanların bu konuda çeşit çeşit yazdıkları, araştırmalar yaptıkları çalışmalar var. Onlara göre söyledikleri sözler kanaatleri var. Bir gecede insan, Mekke gibi bir yerden, Kudüs gibi o zaman için fevkalâde uzak sayılan, binlerce kilometre uzaktaki bir şehre, bir gecede gitmek, o zamanın imkânıyla insanların normal olarak yapabileceği bir şey değil... Ama burda mucize var, yâni Allah yaptırıyor.
Allah-u Teàlâ Hazretleri kulunu bir gecede Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürdüğünü ve bunun büyük bir kudret ve şayân-ı hayret bir şey olduğunu da beyan ederek: "Onu ordan oraya götüren Allah'ın şanı her türlü noksandan münezzehtir, her türlü kemâlâta sahiptir." diye âyet-i kerimede bildiriyor. Kolay bir şey değil... Zaten kolay olmadığı için, şâyân-ı taaccüb, hayret edilecek bir şey olduğu için mucize... İsrâ ve Mi'rac mucizesi, kolay bir iş değil... Kimsenin yapamayacağı bir şey ama, Allah nasib etmiş.
Tabii, Peygamber Efendimiz bu sözü söyleyince inkâr etmişler. Müşrikler demişler ki:
"--Olmaz böyle şey!.."
Normal olarak olmaz ama, peygamber olunca olur. Yâni, kendin gitmeğe kalksan sen gidemezsin. Amma habîb-i edîbi, Muhammed-i Mustafâ'sını götürdü. Amennâ ve saddaknâ, kesin, çok açık bir bilgi... Tabii Peygamber Efendimiz, Allah bildir diye emrettiği için bu olayı bildirdi. Mekke'nin müşrikleri hop oturdular, hop kalktılar:
"--Olmaz böyle şey, inanmayız." dediler.
Hattâ, Ebubekr-i Sıddìk Efendimiz'e koşarak geldiler:
"--Buyur, bak, işte duydun mu senin arkadaşının en son söylediği sözü?.."
Peygamber Efendimiz'i kasdediyorlar, arkadaşı diye...
"--E, ne söylemiş?"
"--Güyâ, Mekke'den kalkmış Kuds-ü Şerif'e gitmiş, ordan da göklere çıkmış."
"--Öyle söyledi mi? Siz uydurmuyorsunuz, söyledi değil mi?"
"--Evet o söyledi, kulaklarımızla duyduk."
"--Tamam. Eğer siz uydurmuyorsanız, o söylediyse, doğrudur. Biz daha daha nice olağanüstü şeyleri gördük, o Habîbullah'tan, o Rasûlullah'tan, her gün görüyoruz nice mucizelerini..."
Yâni Ebubekr-i Sıddìk Efendimiz cevap verdi, o sıddîklık lakabını ordan aldı, sıddîklık sıfatını, ününü kazandı. Tereddütsüz kabul etti;
(Ve mâ yentiku anil-hevâ) "Rasûlullah SAS boşuna konuşmaz ki... Mâdem öyle söylemiş, iman ettim." dedi. Sonra dan tabii, Rasûlullah'ın yanına gitti, ondan da dinledi, tamam...
Peygamber SAS Efendimiz bu olayı nasıl anlatmış, size şimdi bu hadis-i şeriften izah edeceğim. İnkâr mümkün değil, mü'minlerin bildiği bir şey... Hattâ, şimdi Yirminci Yüzyıl'da kâfirler bile inkâr edemezler. Mekke'nin müşrikleri câhil olduğundan inkâr edebilirlerdi. Neden?.. Zavallılar, medeniyetten haberleri yok, Allah'ın kudretine imanları yok, dünyadaki olağanüstü olayları inceleyip anlayacak iz'anları, irfanları yok; inkâr ederler. Ama Yirminci Yüzyıl'ın insanı nelerin olabileceğini çok iyi biliyor. Yâni şimdinin müşrikleri, şimdinin kâfirleri bunu inkâr edemezler. Çünkü o kadar olağanüstülükler var ki, çevremizdeki hadiselerin içinde...
Tabii, biz mü'minler de biliyoruz ki oldu, Rasûlullah SAS Efendimiz Kuds-ü Şerif'e vardı. Ertesi gün inkâr etmişler;
"--Söyle bakalım, Mescid-i Aksà'nın kaç kapısı vardı, kaç penceresi vardı?.. Hadi bakalım, doğru mu gördün, yanlış mı gördün?" diye başlamışlar, imtihan yoluyla Peygamber SAS Efendimiz'e soru sormağa...
Peygamber Efendimiz diyor ki: "Terledim, onların bu inkârlarından, inatlarından sıkıldım, ama Allah o zaman da lütfeyledi, gözümden perdeleri kaldırdı, Mescid-i Aksâ gözümün önüne getirildi..." o da bir başka olağanüstü durum. Allah, Kuds-ü Şerif'teki Mescid-i Aksà'yı, Mekke'de oturan kulunun göz önüne getirir, gösterebilir.
Rasûlullah Efendimiz:
"--Ne soruyorsunuz, sorun bakalım!"
"--Kaç kapısı var?"
"--Bir, iki, üç, dört, beş, altı... Şu kadar."
"--Kaç penceresi var?"
"--Bir, iki, üç, dört, beş..."
Söyledi. Ne sordularsa detayını söyledi. O zaman tabii sustular, kaldılar.
Hattâ, Allah'tan bir olay meydana gelmiş. Bu Kuds-ü Şerif'e giderken, böyle hızlı bir süratle gittiğini söylüyor Peygamber Efendimiz. Bir kervan geliyormuş, Mekke'i Mükerreme'ye doğru... O kervanın da bir devesi kaybolmuş, bulamıyorlar. Arada tepeler var, dağlar var, göremiyorlar. Peygamber Efendimiz yukardan giderken gördüğü için, o arayanlara seslenip, işaret edip, şuradadır diye devenin yerini bildirmiş. Onlar da gidip bulmuşlar. Şimdi, bu da tabii Allah'ın bir hikmeti...
Mekke-i Mükerreme'ye döndüğü zaman;
"--Söyle bakalım, sen böyle iddia ediyorsun, İsrâ ve Mi'ra mucizesi oldu diyorsun ama delilin ne?" demişler.
Peygamber Efendimiz demiş ki:
"--Ben giderken yolda falanca kervan devesini kaybetmişti, deveyi arıyorlardı. 'Şuradadır!' diye seslendim, isterseniz gidin sorun!"
Hakîkaten sonradan o kervana sormuşlar. Onlar da:
"--Bir ses geldi gökten, 'Deveniz şu taraftadır!' diye; gittik, bulduk."
İşte bu da, bu işin maddeten olduğunu gösteriyor.
Kuds-ü Şerif'i gördüğünü ifâde ediyor Peygamber SAS'in. Ondan sonra da Kuds-ü Şerif'ten, peygamberlerin hepsiyle buluşup, onlara imamlık edip, o manevî Mi'rac denilen merdiven, asansör, göğe yükselme vasıtası, her ne ise tabii; Peygamber Efendimiz'in bildiği, bilmeyenin de havsalasına, aklına sığmayacak bir şey... Ama çok güzel bir şeymiş. Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde o Mi'rac'ın çok görkemli, çok güzel bir şey olduğunu da söylüyor. Çok hoş bir şey demek ki... Ordan göklere çıktığını bildiriyor.
M. Esad Coşan - 19. 12. 1995 - Akra
Peygamberimizin Mi'rac´ı: İsrâ ve Mi'rac
25/3/2007 · Kategori: Hazreti Muhammed
0 yorum yazılmıştır
MİSAFİRLER
Kategorilerim
Son Yazılarım
- İctihad Nedir, Müctehid Kime Denir?
- Mezheblerin Kaynağı Olan Kıyas
- Müctehid Olabilmenin Kayd ve Şartları
- “Akıl Erdiremediğiniz Hususlarda Tabi Olunuz!”
- “Mazlumun Bedduasından Sakın!”
- Dört Büyük Halife Dinin Direkleridir
- Müctehid Olabilmek İçin Bazı Şartlar
- Cahillerin Dinde Söz Sahibi Olması
- İslâm Alimlerinin Sözbirliği
- İslamiyet Her Devre Hitap Eder
- Cebrail Aleyhisselam Yanlışı Düzeltirdi
- Müctehidlerin En Büyüğü
- Fıkhın Kurucusu İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe'dir
- Vücûd Yapısı ve İklim Şartları
- Câhil Kimse İle Müctehid Arasındaki Fark
- Mezhep İmamlarının Takip Ettikleri Yol
- Kötü Din Adamının Özelliği
- Açık Bildirilmeyişin Sebebi
- Dört Mezhebin Çıkışı
- Eshâb-ı Kirâm Hangi Mezhebde idi?
- Câhil Olan Cesûr Olur
- Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Hz. Ali´nin (r.a) Münazarası
- Hazreti Mevlana´dan Tavsiyeler
- İmam-ı Şarani Hazretlerinin Nasihati
- Eshab-ı Kiramın Mezhebi
Bağlantılarım
- Dinimiz İslam
- Firaset
- İskender Paşa
- Hakikat Kitabevi
- Umut Fm
- Menzil
- Tomor Hoca
- Gıda Raporu
- Lalegül Fm
- Nihat Hatipoğlu
- Konyevi
- Çam Kozalağı
- Son Uyarı
- Darul Kitap
- Yaklaşan Saat
- Ehli Sünnetin Önemi
- Belgeseller
- Tasavvuf Alemi
- İmandan İhsana
- Altınoluk
- Dualar ve Zikirler
- Şebnem
- Ankebut
- Beyan
- Gavs'ül Azam
- Kudüs Yolu
- İtibar Haber
- Ahmet Mahmut Ünlü
- Rahman
- Minare İslam Blogu
- Kalplerin Keşfi
- Anadolu Gençlik
- Milli Gazete
- Tevhid Haber
- Barbaros
Arkadaşlarım
- ibnarabi
- sufikalbi
- konyali
- pcard
- islamiresimgalerisi
- ilayikelimetullah
- ibretlik
- sufiyane
- minare
- genocide
- kemaliyemiz
- islamimedya
- kalubela
- boykotcu
- haktandirhaktan
- siiryarismasi
- menkibe
- zorgunler
- hidayetsaati
- islamtv
- mescid
- bagimsizlik
- aciksecik
- gavsulazam
- myvizyon
- murgican