. . : : T E K K E : : . .

Kur’an-ı Kerîm Allah Kelâmıdır

23/3/2007 · Kategori: Kuran-i Kerim

Kur’ân-ı kerîm, nazm-ı ilâhîdir. Nazım, lügatta, incileri ipliğe dizmeğe denir. Kelimeleri de inci gibi, yanyana dizmeye nazım denilmiştir. Şiirler, birer nazımdır. Kur’ân-ı kerîmin kelimeleri Arapçadır. Fakat, bu kelimeleri yanyana dizen, Allahü teâlâdır. Bu kelimeler, insan dizisi değildir. Bu arabî kelimeler, Allahü teâlâ tarafından dizilmiş olarak âyetler halinde gelmiştir. Cebrâil “aleyhisselâm” bu âyetleri, bu kelimelerle ve harflerle okumuş, Muhammed “aleyhisselâm da mübârek kulakları ile işiterek, ezberlemiş ve hemen Eshâbına okumuştur. Kur’ân-ı kerîm mahlûk değildir. Kur’ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâm’ın mu’cizelerinin en büyüğüdür ve insan sözüne benzememektedir.

Peygamber Efendimiz, kimseden bir şey okumamış, öğrenmemiş, hiç yazı yazmamış iken ve seyahat etmeyen ve geçmişlerden ve etraftakilerden haberi olmayan insanlar arasında yetişmiş iken, Tevrat’ta ve İncil’de ve bütün başka kitaplarda yazılı şeyleri bildirdi. Geçmişlerin hallerinden haber verdi. Her dinden, her meslekten ileri gelenlerin hepsini hüccetler, sağlam deliller söyleyerek susturdu. En büyük mu’cize olarak Kur’ân-ı kerîmi ortaya koydu ki, altıbinikiyüzotuzaltı (6236) âyetinden biri gibi söyleyemezsiniz diye meydan okuduğu halde, bindörtyüz bu kadar seneden beri, dünyanın her tarafından bütün İslâm düşmanları elele vererek, mallar, servetler dökerek uğraştıkları halde, söyleyemedi. Şimdi de, gayr-i müslimler milyarlar dökerek bütün güçleriyle çalıştıkları halde söyleyemiyorlar. Hele o zaman Araplarda şiir, edebiyat, fesahat ve belâgat, her şeyden ileri gidip en güvendikleri başarıları olduğu halde, Kur’ân-ı kerîm karşısında, bir şey söyleyemediler. Kur’ân-ı kerîme böyle galebe çalamayınca, çokları insafa gelip, müslüman oldu. İmân etmeyenleri de, İslâmiyetin yayılmasını önlemek için, savaşmaya mecbur oldu.

Kur’ân-ı kerîm de kimsenin yapamayacağı, söyleyemiyeceği şeyler sayılamıyacak kadar çoktur. Burada altısını bildirelim.

Birincisi: Î’caz ve belâgattır. Yani az söz ile pürüzsüz ve kusursuz olarak, çok şey anlatmaktır.

İkincisi: Harfleri ve kelimeleri, Arap harflerine ve kelimelerine benzediği halde, âyetler, yani sözler ve cümleler, onların sözlerine ve şiirlerine hiç benzemiyor. Kur’ân-ı kerîm, insan sözü değildir. Allah kelâmıdır. Kur’ân-ı kerîmin yanında onların sözleri, cam parçalarının elmasa benzemesi gibidir. Dil mütehassısları bunu pek iyi görüyor ve teslim ediyor.

Üçüncüsü: Bir insan, Kur’ân-ı kerîmi ne kadar çok okursa okusun bıkmıyor, usanmıyor. Arzusu, hevesi, sevgisi ve şevki artıyor. Halbuki, Kur’ân-ı kerîmin tercümelerinin ve başka şekillerde yazmalarının ve diğer bütün kitapların okunmasında, böyle arzu ve lezzet artması olmuyor. Usanç hâsıl oluyor. Yorulmak başkadır, usanmak başkadır.

Dördüncüsü: Geçmiş insanların hâllerinden bilinen ve bilinmeyen birçok şey Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir.

Beşincisi: İlerde olacak şeyleri bildirmektedir ki, bunlardan çoğu, zamanla meydana çıkmış ve çıkmaktadır.

Altıncısı: Kimsenin hiçbir zamanda, hiçbir sûretle bilemiyeceği ilimlerdir ki, Allahü teâlâ ilimlerin evvelini ve sonunu Kur’ân-ı kerîmde bildirmiştir.

Kaynak: Rehber İlmihali

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:ceyda | Tarih: 2007-10-01 23:39:24
Konu: kuran

ben allahımı çoooooook seviyorum

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »