Günlerdir; İslamın anayasası olan Kur’an-ı kerimin esas muhatabının,
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam olduğunu, gerçek tefsirini ancan
onun yapacağını bildirdik. Peki, Kur’an-ı kerin tefsiri, açıklaması
olan Hadis-i şerifleri anlayabiliriz miyiz, bunlarla amel edebilir
miyiz?
Bu da mümkün değil, çünkü Nasıl ki, Kur’an-ı kerimin muhatabı
Peygamber Efendimiz ise, Hadisi şeriflerin de muhatabı Eshab-ı kiram ve
islam hukukçusu olan müctehid alimlerdir. Şimdi ictihad nedir, müctehid
nedir, biraz da bunun üzerinde durmak istiyorum.
Bilindiği gibi, edille-i şerriyye yani dinimizin kaynağı dörttür.
Bunlar, Kur'an-ı kerim, Sünnet (hadis-i şerifler), İcmaı ümmet ve
Kıyas-ı fükahadır. Sünnet, icma ve kıyas, Kur'an-ı kerimde bulunmıyan
şeyleri eklemek değildir. Bunlar, Kur'an-ı kerimin içinde kapalı olarak
bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır. Müctehid, bir işin nasıl
yapılacağını, Kur'an-ı kerimde açık olarak bulamazsa, hadis-i şeriflere
bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu iş için, İcma var ise, öyle
yapılmasını bildirir. Bunların dışında kalan herşey bid'attir.
Büyük âlim Muhammed Hadimi hazretleri Berika kitabında buyurdu
ki:“Edille-i şerıyyenin dört olması, müctehidler içindir. Mukallidler,
yani dört mezhebden birinde olanlar için delil, senet, bulunduğu
mezhebin hükmüdür. Çünkü, mukallidler, nasstan (ayet ve hadisten) hüküm
çıkaramaz. Bunun için, bir mezhebin bir hükmü, nassa uymuyor gibi
görünse de, yine o mezhebe uymak gerekir. Çünkü Nass, ictihad
isteyebilir, tevili gerekebilir, neshedilmiş olabilir. Bunu da ancak
müctehid anlar.”
Dini bozmak, dinde reform yapmak istiyenler, dinimizdeki dört
delilden ikisini inkar edip sadece "Kitab ve sünnet" diyorlar. Hatta
bazıları, son zamanlarda daha ileri gidip, sünneti de kabul etmiyorlar.
Tek kaynak Kur’an diyorlar. Bunların asıl maksadı Kur'an-ı kerimi
inkardır. Edille-i şerıyyeden, dindeki dört delilden üçü inkar
edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek, herkesin anladığı
din olacak.
Böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek. Bir kargaşa
yaşanacak. Maksatları İslâmiyeti yıkmaktır. Fakat buna muvaffak
olamıyacakları Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. Mealen “Onlar,
ağızları ile Allahın nurunu (Allahın dinini, kitabını, delillerini)
söndürmeye yelteniyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu
tamamlayacaktır” buyuruluyor. (Saf 8)
Mehmet Oruç
İctihad Nedir, Müctehid Kime Denir?
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Mezheblerin Kaynağı Olan Kıyas
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Ehli sünnete göre mezhebler, dinin dört kaynağı olan Kıyas üzerine bina
edilir. Kıyas, birşeyi başka şeye benzetmek demektir. Fıkhta,
nasstan(Kur’an-ı kerimden, Hadis-i şeriflerden) anlaşılamıyan birşeyin
hükmünü, bu şeye benziyen başka şeyin hükmünden anlamak demektir.
Kıyas, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin, derin, örtülü
manalarını meydana çıkarmaktır. Eshab-ı kiram da kıyas yapar, onların
da ayrı mezhebleri var idi. Beydavi tefsirinde kıyas ve icmaın, İmran
suresinin 108. ayetinde emredildiği yazılıdır. İbni Abidin hazretleri,
“Kıyas ile anlaşılan bilgileri kabul etmiyen, doğru yoldan saparak
bid'at ehli olur, muhakkak Cehenneme girer” buyuruyor.
Kıyasın delil olduğu aklen ve naklen sabittir. (Fatebiru) ayet-i
kerimesine, “Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyas edin” manası
verilmiştir. Bu ayet-i kerimenin, kıyasın caiz ve gerektiğini
bildirdiği, Beydavi tefsirinde yazılıdır.
Araf suresinin, “Allahü teâlâ, rüzgarı, rahmeti olan yağmurdan
önce, müjdeci gönderir. Rüzgarlar, ağır olan bulutları sürükler.
Bulutlardan ölü olan toprağa su yağdırır, o yağmurla yerden meyvalar
çıkarırız. Ölüleri de mezarlarından böyle çıkaracağız” mealindeki 57.
ayet-i kerimesi de kıyasın hak olduğunu isbat etmektedir. Bu ayette,
ihtilaflı olan bir şeyi, sözbirliği ile anlaşılmış olana benzetmek
bildirilmektedir. Çünkü, Allahü teâlânın yağmur yağdırdığını ve yerden
ot çıkardığını, hepsi biliyordu. Öldükten sonra dirilmenin hak
olduğunu, yeryüzünün kuruduktan sonra tekrar yeşillenmesine benzeterek
isbat etmektedir.
Kıyası, ictihad yapma yetkisi olan müctehidler yapabilir. İctihâd,
gücü, kuvveti yettiği kadar, zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak
demektir. İctihâddan maksat, âyet-i kerimelerden ve hadis-i
şeriflerden, mânaları açıkça anlaşılmıyanları, açıkça bildiren diğer
ahkâm-ı şer'ıyyeye kıyâs ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükmler
çıkarmaya uğraşmak, çalışmak demektir.
Meselâ anaya, babaya itaati emreden âyet-i kerimede,”Onlara, öf
sıkıldım demeyin!” buyuruluyor. Dövmekten, söğmekten bahis
buyurulmamıştır. Âyet-i kerimede, yalnız bunların en hafîfi olan öf
kelimesi açıkça bildirildiğine göre, müctehidler, dövmenin, söğmenin ve
hakâret etmenin elbette haram olacağını ictihâd etmişlerdir.
Mehmet Oruç
Müctehid Olabilmenin Kayd ve Şartları
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Müctehidlerin kıyası nasıl yaptıklarına bir örnek de şudur: Kur'an-ı
kerimde şarap içmek yasak edilmiş, başka içkiler bildirilmemiştir.
Şarapın haram olmasının sebebi, hamr kelimesinden de anlaşılacağı
üzere, tahmîr-i akıl, yâni aklı karıştırdığı, giderdiği içindir. Bundan
dolayı müctehidler, şarapın haram olmasındaki sebep, herhangi bir
içkide bulunsa haramdır, diye ictihâd etmişler. Her sarhoş eden şeyin
haram olduğunu emir buyurmuşlardır.
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, ictihâd ediniz! diye emrediyor.
Birçok âyet-i kerimelerden, ilimleri derin olan yüksek derecedeki
âlimlerin ictihâd ile emrolundukları anlaşılmaktadır. Bunu için
ehliyyeti ve liyâkati olanların ictihâd etmesi farzdır.
İctihâd makamına lâyık olabilmek için, birçok kayd ve şartlar
vardır. Evvelâ arabî yüksek ilimleri tamam bilmekle berâber, Kur'an-ı
kerimin hepsi ezberinde olmak, sonra, âyet-i kerimelerin mâna-i
murâdîsini, mâna-i işârisini, mâna-i zımnî ve iltizâmîsini bilmek
gerekir.
Ayrıca âyet-i kerimelerin, indiği zamanları ve sebepleri ve ne
hakkında geldiklerini, nâsih, mensûh olduklarını ve bunlar gibi diğer
yönlerini bilmek gerekir.
Ayrıca, kütüb-i sitte ve diğer hadis kitaplarında bulunan hadis-i
şeriflerin hepsini ezberden bilmek ve her hadisin ne zaman ve ne için
söylendiğini ve şümûl derecesini, hangi hadisin diğerinden evvel veya
sonra olduğunu, âit oldukları cihetleri, hangi vak'a ve hâdise üzerine
söylendiklerini ve kimler tarafından nakil ve rivayet edildiklerini ve
bunların her birinin hâl tercümelerini bilmek gerekir.
Ayrıca, fıkıh ilminin üsûl ve kâidelerine vâkıf olmak, oniki ilmi,
âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin rümûz ve işaretlerini ve
mânevi tefsîrlerini anlayıp kavrıyabilecek ayrı bir irfâna, nûr-i îman
ve itmi'nân ile dolu münevver bir kalb ve vicdâna sahip bulunmak
lâzımdır.
Bu yüksek vasıflar ve özellikleri, fazîletleri taşıyan, akılları
kuvvetli kimseler, ancak Peygamberimizin asr-ı saadetinde ve Sahâbe-i
kiramın zamanında ve Tâbiîn ve Tebe'i tâbiîn devrinde bulunabiliyor,
sohbet bereketi ile yetişiyordu. Zaman ilerleyip, asr-ı saadetten
uzaklaşıldıkça, fikirler bozulmuş, dağılmış, bid'atler türemiş, üstün,
kıymetli kimseler yavaş yavaş azalmış, dördüncü asırdan sonra, bu
sıfatlara sahip bir âlim ortada kalmamıştır. Bunda âlimler ittifak
etmişlerdir.
Mehmet Oruç
“Akıl Erdiremediğiniz Hususlarda Tabi Olunuz!”
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Haş suresinin ikinci ayetinde,”Ey akıl sahipleri! Akıl erdiremediğiniz
mes'elelerde, onları bilen ve derinliklerine tâm ermiş olanlara tâbi
olunuz” buyurulmaktadır. Burada tabi olunması emredilen kimseler,
müctehidlerdir.
İctihâd makamına varmış bulunan bu yüksek kimseler, kendi
ictihâdlarına göre hareket etmek mecbûriyetindedir. Başka müctehidlerin
ictihâdlarına tâbi olamazlar. Hattâ Peygamberlerin zamanlarında da,
sahâbîlerden biri, kendi Peygamberinin ictihâdına uymıyan ictihâdda
bulunursa, kendi ictihâdına göre hareket ederdi.
Burada bir suâl sorulabilir. Peygamberler de ictihâd eder mi idi?
Evet, onlar da, Allahü teâlânın açıkça bildirmediği emirleri, açık
bildirilmiş olan emirlere kıyâs ederek, benzeterek ictihâd ederlerdi.
Fakat ictihâdlarda hatâ edip yanılmak ihtimali olduğundan,
ictihâdlarında hatâ ederlerse, Allahü teâlâ, derhâl Cebrâîl
aleyhisselâmı göndererek, hatâları vahy ile düzeltilirdi. Yâni
Peygamberlerin ictihâdları hatâlı kalmazdı.
Meselâ, Bedr gazasında alınan esîrlere yapılacak şey için, Server-i
âlem bazı Sahâbe-i kiram ile birlikte bir türlü, Ömer ise, başka türlü
ictihâd etmişlerdi. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ,
Hazret-i Ömerin ictihâdının doğru olduğunu bildirdi.
Bunun gibi (Abese) sûresi de, bir ictihâd hatâsını düzeltmek için
nâzil olmuştu.Peygamber efendimizin vefâtları sırasında, hokka ve kalem
hakkındaki emirlerinin anlaşılmasında Hz. Ömerin ictihâdı, yine
böyledir.
Eshâb-ı kirâmdan sonra meşhûr dört imam ve bunların mezheplerine
göre ictihâd eden imam-ı Ebû Yûsüf, imam-ı Muhammed, imam-ı Züfer, ibni
Nüceym, imam-ı Râfi'î, imam-ı Nevevî, imam-ı Gazâlî ve benzerleri gibi
yüksek âlimler yetişti.
Asr-ı saadet uzaklaştıkça, hadis-i şerifleri nakil ve rivayet eden
oniki silsilenin, yâni haber verme zincirinin halkaları arttı. Hadis-i
şeriflerin hangi silsileden ve hangi kimselerden alınacağı, düşünülecek
bir mes'ele oldu ve çok güç ve belki imkânsız oldu.
Bundan dolayı, dördüncü asırda n sonra, ictihâd edebilecek bir âlim
yetişemez oldu. Bütün müslümanlar, bu dört imamdan birine tâbi olup, o
imamın mezhebine uymaya mecbûr oldu.
Mehmet Oruç
“Mazlumun Bedduasından Sakın!”
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
İslam âlimleri, ictihad etme ehliyeti olanın ictihad etmesinin lazım
olduğunu şu meşhur hadis-i şeriften çıkarmışlardır: Peygamber
Efendimiz, bir gün sabah namazını kıldırdıktan sonra cemaate yüzünü
döndürüp “Hanginiz Yemen’e hazırlanıp gider?” diye sordu. Muaz bin
Cebel hazretleri kalkıp “Ben giderim ya Resulallah!” dedi.
Peygamberimiz “Ey Muaz! Bu vazife, senindir!” buyurdu.
Muaz bin Cebel, Kadılık, Hakimlik yapacak, halka İslamiyeti, Kur’an
okumayı öğretecek, Yemen ülkesinde tahsil edilen zekat ve sadakaları da
vazifelilerinden teslim alacaktı.
Peygamber Efendimiz, Muaz bi Cebel hazretlerini bu vazifelerle
Yemen’e gönderirken “Sana bir dava getirilip arz edildiği zaman nasıl
ve neye göre hüküm verirsin?” diye sordu.
Muaz bin Cebel “Allahın Kitabındaki hükümlere göre hüküm veririm!”
dedi.Peygamberimiz “Eğer Allahın Kitabında dayanacağın açık bir hüküm
olmazsa? Neye göre hüküm verirsin? diye sordu
Muaz bin Cebel “Resulullahın o husustaki hükümlerine Sünnetine göre
hüküm veririm!” dedi.Peygamberimiz “Eğer, Resulullahın hükümlerinde
Sünnetinde de dayanacak bir hüküm bulunmazsa, ne yaparsın?” diye sordu
Muaz bin Cebel “O zaman, ben de tereddüd etmeden kendi görüşüme göre ictihad eder, hüküm veririm!” dedi
Bunun üzerine, Peygamberimiz, elini Muaz bin Cebel’in göğsünü
sığayarak “Hamd olsun o Allah’a ki, Resulullahın Elçisini ,
Resulullahın hoşnud olacağı şeye muvaffak kıldı.” buyurdu.
Sonra şu tavsiyelerde bulundu:
“Sen, Kitap ehli olan bir kavme gidiyorsun.Onları, Allahdan başka
ilah bulunmadığına, benim de, Resulullah olduğuma şehadet getirmeğe
davet et! Eğer, bu hususta sana itaat ederlerse, kendilerine bildir ki:
Allah onlara, her gün ve gecede, beş vakit namaz farz kılmıştır.Eğer,
sana bu hususta da, itaat ederlerse, onlara bildir ki: Allah,
kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir zekat farz
kılmıştır. Eğer, sana bu hususta da, itaat ederlerse, sakın, mallarının
en kıymetlilerini alma! Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü, bu dua ile
yüce Allah arasında perde yoktur! Allah için tevazu göster. Allah, seni
yükseltir. Sakın, iyice bilmedikçe, hüküm verme! Sana, müşkil, karmaşık
gelen işi ehline sor, danış, utanma! En sonra ictihad et! ” buyurdu.
Mehmet Oruç
Dört Büyük Halife Dinin Direkleridir
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Sahâbe-i kiram birçok işlerde ictihadları farklı olmuş fakat, hiçbiri
diğerinin ictihâdına yanlış dememiş, bunu hâtırlarına bile
getirmemişlerdir. Meselâ, Ebû Bekr-i Sıddîk halîfe iken, müslüman
olmasını teşvîk için, bir gayri müslimi, bir sahâbînin yanına katarak,
beyt-ül-mâlın muhâfaza memuru olan Hz. Ömere gönderdi. Buna zekât
hissesini versin! diye emreyledi.
Hz.Ömer ise, bu parayı vermedi. “Müellefe-i kulûb” ismi verilen bu
gibi kimselere zekât verilmesi, âyet-i kerimede emredilmiş iken, neye
vermedin? diye sorunca, Hz. Ömer “kâfirlerin kalblerini yumuşatmak
emri, Allahü teâlânın vaat ettiği zafer ve gâlibiyet başlamadan evvel,
kâfirlerin azgın olduğu zamanda idi. Şimdi ise, müslümanlar
kuvvetlenmiş, kâfirler mağlup ve âciz olmuştur. Şimdi kâfirlerin
kalblerini mal ile kazanmaya lüzûm kalmamıştır” buyurdu. Sonra,
“Müellefe-i kulûb” denilen kâfirlere zekât verilmesi emrini nesh eden,
yâni yürürlükten kaldıran Mu'âz hadisini okudu. (Bu hadis-i şerifte,
zekatı zenginden alıp, müslüman fakirlere vermesini emir buyuruyordu.)
Hz. Ömerin bu ictihâdının, Hz.Ebu Bekir’in re'y ve ictihâdına
uymaması, onun bu emrini red etmek değildir. Beyt-ül-mâlin yâni,
müslümanlara âid para ve eşyanın muhâfazasına ve idaresine memur olduğu
için, ictihâdını söylemişti.
Ebû Bekr de bu ictihâdından dolayı ona bir şey dememişti. Hattâ,
ictihâdını değiştirerek, Eshâb-ı kirâmın hepsi, Hz. Ömer gibi ictihâd
eylediler.
Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî hazretleri meşhûr “İzâle-tül-hafâ” kitâbında buyuruyor ki:
“Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiş olan ahkâmın çoğu, mücmeldir,
kapalıdır. Selef-i sâlihînin tefsîrleri olmadan çözülemez,
anlaşılamazlar. Bir kişinin bildirmiş olduğu hadîs-i şerîflerin çoğu,
Selef-i sâlihînden çok kimse bildirmedikçe ve müctehidler bunlardan
ahkâm çıkarmadıkça, sened olamazlar. O büyüklerin çalışmaları
olmasaydı, birbirlerine uymuyor sanılan hadîs-i şerîfler bir araya
getirilemezlerdi.
Bütün bu bilgilerde, Selef-i sâlihîne kaynak olan, ışık tutan,
Eshâb-ı kirâmdır. Selef-i sâlihînin yapışdıkları direk, Hulefâ-i
râşidînin etekleridir. Bu aslı, bu direği kırmağa çalışan kimse, bütün
din bilgilerini yıkmış olur”.
Mehmet Oruç
Müctehid Olabilmek İçin Bazı Şartlar
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî hazretleri meşhûr “İzâle-tül-hafâ” kitâbında buyuruyor ki:
Müctehid olmak için, fıkh bilgilerinin çoğunun, Kur’ân-ı kerîmden ve
hadîs-i şerîflerden ve icmâ’dan ve kıyâsdan, edille-i tafsîliyyelerini
bilmesi lâzımdır. Her hükmün delîlini bilmelidir. Delîle zann-ı kavî
hâsıl etmelidir.
Müctehid olabilmek için bu beş ilmde mütehassıs olmak şartdır:
İlm-i kitâb-ı kırâet ile ilm-i tefsîr, ilm-i hadîs ki, her hadîsi
senedleri ile bilmesi ve sahîhi, za’îfi hemen tanıması, üçüncüsü, ilm-i
ekâvîl-i selefdir. Yanî her mes’ele için selef-i sâlihînin ne
dediklerini bilmelidir ki, İcmâ’dan dışarıya çıkmasın.Bir mes’ele
üzerinde iki başka kavil olmuş ise, kendisi bir üçüncü yola sapmasın.
Dördüncüsü, ilm-i arabîyyet, ya’nî, lugât, nahv, mantık, beyân,
me’ânî, belâgat ve sâir arabî ilmlerdir. Beşincisi, ilm-i turuk-ı
istinbât ve vücûh-i tatbîk-i beynel-muhtelifeyndir. Böyle derin bir
âlime müctehid denir.
Böyle bir âlim, cüz’î mes’elelerden birinde çok düşünür. Buna
benziyen her hükmü, delîlleri ile birlikde inceler. Muhakkak bilmelidir
ki, Kur’ân-ı kerîmi tefsîr edebilmek için de, bu beş ilmde derin
mütehassıs olmak lâzımdır.
Bunlardan başka, âyet-i kerîmelerin sebeb-i nüzûlünü bildiren
hadîs-i şerîfleri de bilmeli. Selef-i sâlihînin tefsîr için
söylediklerini bilmeli, hâfızası, anlayışı çok kuvvetli olmalı. Âyet-i
kerîmelerin siyâk, sibâk ve tevcihlerini ve benzeri şeyleri iyi
anlamalıdır.”
Mevdûdî ve Seyyid Kutub, Hamîdullah gibi yabancılar ve yerli
müctehid taslakları ictihâd yapmağa ve tefsîr yazmağa kalkışanlar, bu
ilimlerin isimlerini bile bilmezler.
Bugün ictihad etmek istiyenler, bu işte kendilerinin ehil
olmadıklarını biliyorlar aslında. Hal böyle olunca, islâm âlimi maskesi
altında, mezheplere savaş açanların islâmiyyeti içerden yıkmağa
çalışdıkları ortaya çıkmakdadır.
Allahü teâlâ, böyle sinsi islâm düşmanlarına aldanmakdan
Müslümanları muhâfaza buyursun! Kıymetli okuyucularımızın,
mezhebsizlerin yanlış ve çok tehlikeli yazılarına aldanmamaları için,
“ictihâd” ın ne olduğunu bugün için ictihadın mümkün olup olmayacağını
çok iyi bilmesi lazımdır. Bugün ictihadın, mezhebin ne olduğunu,
önemini bilmeyen dinini, imanını muhafaza edemez.
Mehmet Oruç
Cahillerin Dinde Söz Sahibi Olması
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Kıyâmet alâmetlerinin, şimdi çoğu çıkmış, her yere yayılmışdır. Bu
alâmetlerden biri, câhiller çoğalacak, ilim adamları azalacakdır.
Câhiller, dinde söz sâhibi olup, herkese yanlış yol göstereceklerdir.
Bunun için Müslümanlar uyanık olmalıdır. Her söze güvenmemelidir.
Hutbelerde, kitâblarda ve gazetelerde, “Ehl-i sünnet” âlimlerini ve
bunların kitâblarını bildirmeyip, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i
şerîflerden, kendi kafalarına göre ma’nâ çıkaranlara inanmamalıdır.
Mezhebsizler, yâ bid’at sâhibi sapıkdır, yâhud kâfirdir. Bunların
her ikisi de, her zaman din adamı kılığına girerek Müslümanları
aldatmışlar, doğru yoldan çıkarmışlardır. Mezhebsizlerin bildirdikleri
âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere, Ehl-i sünnet âlimlerinin nasıl
ma’nâ verdiklerini aramalı, işin doğrusunu öğrenmelidir.
Bunun için de, güvenilen, fıkıh “İlm-i hâl” kitâblarını okumalıdır.
“Ehl-i sünnet” âlimleri, âyet-i kerîmelerin ve hadîs-i şerîflerin
hepsini incelemiş, kılı kırk yararak doğru ma’nâlarını bulmuşlar.
Kitâplara yazmışlardır.
Şimdi biraz arabî bilen din câhilleri, kendilerini müctehid
sanıyorlar. Biz fakülteyi de bitirdik, diploma aldık diyerek islâm
âlimlerini küçük görüyorlar. Hâlbuki, bir zamanda yaşamış olan
müctehidlerin “İcmâ’” ya’nî sözbirliği ile bildirmiş oldukları birşey,
dinde zarûrî olan şeylerden ise, ya’nî câhillerin bile işittiği,
heryere yayılmış bilgilerden ise, bu şeye inanmak da, uymak da farzdır.
Böyle icmâ’a inanmıyan kâfir olur. İnanıp da uymıyan, fâsık olur.
İcmâ’ ile bildirilmiş olan şey, zarûrî bilinen şeylerden değil ise,
buna inanmıyan kâfir olmaz. “Bid’at sâhibi” sapık olur. Uymıyan yine
fâsık olur. Günâh işlemiş olur.
İbni Melek, “Usûl-i fıkh” kitâbında, icmâ’ bahsinde diyor ki, “Bir
zamanda yaşamış olan müctehidler, birşeyin nasıl yapılacağında,
sözbirliğine varamamış, başka başka söylemişler ise, bunlardan sonra
gelen âlimlerin bunların sözlerinden birine uyması lâzımdır. Başka
dürlü söylemeleri câiz değildir, bâtıldır. Böyle olduğunu bütün âlimler
sözbirliği ile beyân buyurmuşlar, icmâ’ hâsıl olmuşdur”.
Mehmet Oruç
İslâm Alimlerinin Sözbirliği
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
Şimdi dünyanın hiçbir yerinde bir müctehid yoktur. Müctehid, ictihâd
derecesine yükselmiş derin islâm âlimi demektir. Şimdi yeryüzünde hiç
müctehid bulunmadığını kendiliğimizden söylemiyoruz. Bunu bütün
âlimler, Meznehsizlerin yalancı şâhid yapmağa kalkışdığı şâh
Veliyyullah-ı Dehlevî hazretleri de bildiriyor.
Meselâ, İbni Âbidîn, Dürr-ül-muhtârda, Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” vefâtından dörtyüz sene sonra “Kıyâs” kalmadı. Ya’nî
kıyâs yapan derin âlim kalmadı. Bir işi, başka işe benzeterek hüküm
çıkarabilecek “Mutlak müctehid” kalmadı buyuruyor.
Evet her yüz senede bir ictihâd derecesine yükselmiş olan derin
âlimler, ya’nî müceddidler geleceği hadîs-i şerîfde bildirilmişdir. Bu
müceddidler, “Mezhebde müctehid”dir. Bunlar kıyâslar yapmak, yeni
ictihâdlarda bulunmak vazîfesini üzerine almamışlar, bulundukları
mezhebin imâmlarının ictihâdlarını tâzelendirmeğe, halkı irşâd etmeğe
çalışmışlardır. Yeni ictihâdlara ihtiyâç olmadığını görmüşler, Ehl-i
sünnet bilgilerini kuvvetlendirmeğe ehemmiyyet vermişlerdir. Müctehid
olmıyan her Müslümana “mukallid” denir.
Şimdi yeryüzündeki bütün Müslümanlar, mukallidiz. Bir mukallid, ne
kadar âlim olursa olsun bunun bir iş üzerinde, önce gelmiş
müctehidlerin bildirdiklerinin dışında ayrı bir ictihâdda
bulunamıyacağı, İbni Melekin “rahmetullahi teâlâ aleyh” bildirdiği,
sözbirliğinden de anlaşılmaktadır. “Ümmetim, dalâlet üzerinde
birleşmez” hadîs-i şerîfi, âlimlerin bu sözbirliğinin hidâyet olduğunu,
doğru olduğunu göstermekdedir.
“Şevâhid-ül-hak” diyor ki: “İslâm âlimleri sözbirliği ile
bildiriyorlar ki, hicretin dördüncü asrından sonra, dünyâda, ictihâd
edebilecek âlim hiç kalmadı. Şimdi bütün Müslümanların, bilinen dört
mezhebden birine uymaları lâzımdır.
Çünkü, şimdi, Kur’ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfi anlayıp bunlardan
ahkâm çıkaracak ilm sâhibi hiç yoktur. Bir mezhebe uyulursa, Kur’ân-ı
kerîme ve Resûlullahın sünnetine uyulmuş olur.
Celâleddîn-i Süyûtî gibi büyük bir âlim müctehid olduğunu
söyleyince, zamânındaki âlimler, buna yazılı birşey sordular: Önceki
âlimler buna iki ayrı cevâb vermişlerdir. İctihâdın en aşağı
derecesinde olan, bunlardan birini seçebilir. Sen de seçip bize yaz
dediler, birini seçmeğe cesâret edemedi. İbni Hacer buyuruyor ki, en
aşağı derecedeki ictihâd işi böyle güç olunca, mutlak müctehid olmanın
imkânsızlığını anlamalıdır.
Mehmet Oruç
İslamiyet Her Devre Hitap Eder
25/1/2008 · Kategori: Mezhebler
İctihad yapabilecek özellikler ve üstünlükler, ancak Eshâb-ı kirâmda ve
sonra, ikiyüz sene içinde yetişen, ba’zı büyüklerde bulunabildi. Daha
sonraları, fikirler, reyler dağılıp, bid’atler çıkıp yayıldı. Böyle
üstün kimseler azala azala, dörtyüz sene sonra, bu şartları hâiz kimse,
ya’nî mutlak müctehid olarak meşhûr olan görülmedi.
Hicretten dörtyüz sene sonra, müctehide ihtiyâc da kalmadı. Çünkü,
Allahü teâlâ ve Onun Resûlü Muhammed aleyhisselâm, kıyâmete kadar hayât
şekillerinde ve fen vâsıtalarında yapılacak değişikliklerin,
yeniliklerin hepsine şâmil olan ahkâmın hepsini bildirdiler.
Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar.
Sonra gelen âlimler, bu ahkâmın, yeni hâdiselere nasıl tatbîk
edileceklerini, tefsîr ve fıkh kitâblarında bildirirler. “Müceddid”
denen bu âlimler kıyâmete kadar mevcûddur. Bunlar da ahkamın yeni
hadiselere nasıl tatbik edileceğini bildirdiler.
“Fen vâsıtaları değişdi. Yeni hâdiselerle karşılaşıyoruz. Din
adamları toplanarak yeni tefsîrler yazılmalı, yeni ictihâdlar
yapılmalıdır” diyerek, nasslara ilâveler, değişiklikler yapmak lâzım
olduğunu savunanların islâm düşmanı oldukları anlaşılır.
İctihadın inceliklerini bilmeyen, bu konuda ehil olmayan, Kur”an-ı
kerimden, Hadis-i şeriflerden hüküm çıkarmaya çalışırsa yanılır;
kendini de başkalarını da helak sürükler. Çünkü, pek çok ayet-i kerime
sonra nesh edildi, hükmü kaldırıldı. Pek çok hükümde içki yasağında
olduğu gibi ayet-i kerimelerde tedricen bildirildi. Bu incelikleri
bilmeyen nasıl hüküm verecek?
İmâm-ı Muhammedin “Siyer-i kebîr” kitâbının tercemesi, seksenikinci
sahîfesinde buyuruyor ki: Cihâd emri yavaş yavaş geldi. İslâmiyyetin
başlangıcında müşriklerle karşılaşmamak, onlardan uzak kalmak, onlara
yumuşak davranmak emir olundu. Sonra, ikinci emir gelerek, kâfirlere
yumuşak ve güzel sözlerle islâmiyyeti bildir! “Ehl-i kitâb” denilen
yahûdîlerle hıristiyanlara yumuşak, güzel karşılık ver denildi. Üçüncü
emir ile harb etmeğe yalnız izin verildi. Dördüncü emir ile kâfirler
size eziyyet verince, onlarla harb ediniz, diyerek, karşı koymak farz
oldu. Medînede islâm devleti teşekkül edince, beşinci olarak, dört
aydan başka zamanlarda harb ediniz emri geldi. Altıncı olarak gelen
âyet-i kerîmede devletin, her zaman harb etmesi emir olundu.”
Bu ve bunun gibi emrin öncesini, safhalarını bilmeyen doğru hüküm verebilirmi?
Mehmet Oruç
« Önceki ::
MİSAFİRLER
Kategorilerim
Son Yazılarım
- İctihad Nedir, Müctehid Kime Denir?
- Mezheblerin Kaynağı Olan Kıyas
- Müctehid Olabilmenin Kayd ve Şartları
- “Akıl Erdiremediğiniz Hususlarda Tabi Olunuz!”
- “Mazlumun Bedduasından Sakın!”
- Dört Büyük Halife Dinin Direkleridir
- Müctehid Olabilmek İçin Bazı Şartlar
- Cahillerin Dinde Söz Sahibi Olması
- İslâm Alimlerinin Sözbirliği
- İslamiyet Her Devre Hitap Eder
- Cebrail Aleyhisselam Yanlışı Düzeltirdi
- Müctehidlerin En Büyüğü
- Fıkhın Kurucusu İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe'dir
- Vücûd Yapısı ve İklim Şartları
- Câhil Kimse İle Müctehid Arasındaki Fark
- Mezhep İmamlarının Takip Ettikleri Yol
- Kötü Din Adamının Özelliği
- Açık Bildirilmeyişin Sebebi
- Dört Mezhebin Çıkışı
- Eshâb-ı Kirâm Hangi Mezhebde idi?
- Câhil Olan Cesûr Olur
- Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Hz. Ali´nin (r.a) Münazarası
- Hazreti Mevlana´dan Tavsiyeler
- İmam-ı Şarani Hazretlerinin Nasihati
- Eshab-ı Kiramın Mezhebi
Bağlantılarım
- Dinimiz İslam
- Firaset
- İskender Paşa
- Hakikat Kitabevi
- Umut Fm
- Menzil
- Tomor Hoca
- Gıda Raporu
- Lalegül Fm
- Nihat Hatipoğlu
- Konyevi
- Çam Kozalağı
- Son Uyarı
- Darul Kitap
- Yaklaşan Saat
- Ehli Sünnetin Önemi
- Belgeseller
- Tasavvuf Alemi
- İmandan İhsana
- Altınoluk
- Dualar ve Zikirler
- Şebnem
- Ankebut
- Beyan
- Gavs'ül Azam
- Kudüs Yolu
- İtibar Haber
- Ahmet Mahmut Ünlü
- Rahman
- Minare İslam Blogu
- Kalplerin Keşfi
- Anadolu Gençlik
- Milli Gazete
- Tevhid Haber
- Barbaros
Arkadaşlarım
- ibnarabi
- sufikalbi
- konyali
- pcard
- islamiresimgalerisi
- ilayikelimetullah
- ibretlik
- sufiyane
- minare
- genocide
- kemaliyemiz
- islamimedya
- kalubela
- boykotcu
- haktandirhaktan
- siiryarismasi
- menkibe
- zorgunler
- hidayetsaati
- islamtv
- mescid
- bagimsizlik
- aciksecik
- gavsulazam
- myvizyon
- murgican